Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Batı Trakya ziyaretinin son bölümünde Gümülcine’deki bir otelde soydaşlara hitap etti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Batı Trakya Türk Azınlığı’na önemli mesajlar verdi. "Tüm yaşayan azınlıkları zenginlik ve bereket kaynağı haline dönüştürmek, her iki ülkeyi güçlü kılacaktır" diyen Erdoğan, Türk Azınlığın Müftülük sorununa dikkat çekti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının bir bölümünde Rodop Rüzgarı Dergisi Sahibi İbrahim Baltalı’nın "Günler buğday kokuyordu" başlıklı bir şiiri okuması dikkat çekti.
Gümülcine ve İskeçe başta olmak üzere binlerce soydaşa hitap eden Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Başbakanlığım döneminden bu yana Yunanistan’la ilişkilerimizi geliştirmek öncelikli hedeflerimiz arasında yer almıştır. 2010’da iki ülke arasında yüksek düzeyli İşbirliği Konseyi’ni kurduk. Şimdi de bu tarihi ziyareti gerçekleştirdik. Tüm bu gelişmeler, bizim kararlı adımlarımızın sonunda mümkün olabildi.
Yunanistan ile her alanda üst düzey diyaloğumuzun gelişmesine özel önem veriyoruz. Sayın Başbakan da geçtiğimiz ramazan ayında iftarını sizlerle açmış ve teravih namazını da sizlerle birlikte eda etmişti.
Bugünkü ziyaretim kapsamında Atina’da SayınPavlopoulos ve Sayın Çipras ile görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde ikili ilişkilerin geliştirilmesi yanında, sizlerin sorunlarını da gündemde tuttuk. Sizlerin Lozan Antlaşması, AB müktesabatı, evrensel insan hakları anlayışına uygun olarak her türlü imkandan yararlanmanızı istiyoruz. Bu çerçevede, AİHM’nin kararlarının uygulanmasını bekliyoruz. Görüştüğüm tüm Yunanistan yetkililerine bunları ifade ettim.
“ÜLKEMİZDE VE YUNANİSTAN’DA, TÜM YAŞAYAN AZINLIKLARI ZENGİNLİK VE BEREKET KAYNAĞI HALİNE DÖNÜŞTÜRMEK HER İKİ ÜLKEYİ DE GÜÇLÜ KILACAKTIR”
Yunanistan ile ikili ilişkilerimizin gelişmesi, Azınlık sorunlarının çözümünü de kolaylaştıracaktır. Bu sorunların çözümü ise Türkiye ile Yunanistan’ı birbirine daha da yakınlaştıracaktır. Ülkemizde ve Yunanistan’da, tüm yaşayan azınlıkları zenginlik ve bereket kaynağı haline dönüştürmek her iki ülkeyi de güçlü kılacaktır. Özellikle bu düşünceyle Rum kökenli vatandaşlarımızın taleplerini onlarla diyalog içinde karşılamak için son yıllarda çok önemli adımlar attık. Tüm vatandaşlarımızı gibi, Rum vatandaşlarımızın da kalitelerini arttırmak için çalışmayı sürdürüyoruz. Benzer yaklaşımları Yunanistan’dan da beklemenin hakkımız olduğuna inanıyoruz.
İyi birer Yunanistan vatandaşı olarak, kendinizle birlikte bu ülke için de çalışıyor, ter döküyorsunuz. Karşılığında da Lozan’daki hükümlere, AB standartlarına uygun bir davranış beklemek hakkınızdır. Sizlerin Türkçe’yi, Yunanca’yı ve hatta uluslararası geçerliliği olan bir başka dili çok iyi konuşan; inancını ve kimliğini koruyan, gelenekleri yaşatan bireyler olmanız, ülkeniz Yunanistan için de bir kazançtır.
Bunun için sizlerden eğitim-eğitim meselesine çok önem vermenizi bekliyoruz. Bilhassa, yüksek eğitim ve öğretim çocuğunuza yapacağınız en güzel yatırımdır. Öğrenci yokluğundan kapanan her okulun geleceğimizden sönen bir ışık olduğunu unutmayınız.
“YUNANİSTAN’DA EN ÖNEMLİ SORUNLARDAN BİR TANESİ MALUM BURADAKİ BAŞMÜFTÜLÜK SORUNUDUR”
Burada bir konuya da özellikle değinmek istiyorum. O da şudur: Bunları gündeme getirdiğimiz için açıkça konuşmam lazım. Zaten televizyonlarda izlemişsinizdir. Tabi, Yunanistan’da en önemli sorunlardan bir tanesi malum buradaki Başmüftülük sorunudur, din adamları sorunudur. Ve, burada atanmış müftüyle işi götürme anlayışı ve istemi var. Bunun Lozan’da yeri yok. Tam aksine seçilmiş müftünün yeri var. Nitekim biz, seçilmiş din adamını kendi ülkemizde uyguluyoruz. Örneğin Patrik, bizim tarafımızdan atanarak görev yapan bir insan değildir. Tam aksine Sen Sinod Meclisi tarafından seçilen bir insandır. Nitekim Sen Sinod Meclisi’ndeki sayı iyice azaldığında ben, Patrik’e bir haber gönderdim. Bize, siz, bu noktada din görevlisi gönderin, biz bu sayıyı vatandaş yapmak suretiyle dolduralım. Ve, bize isimler gönderdiler, biz onları vatandaş yaptık. Nitekim, şu anda SenSinod Meclisi’nin üye sayısı 17’ye yükselmiştir. Dolayısıyla, seçme hakkı kimin? 17 kişiden oluşan SenSinod Meclisi’nindir. Peki burada niçin bizim Başmüftümüzü, bizim din görevlilerimiz seçmesin? Niçin burada hala atama kararlılığını gösteriyorsunuz? Bu yanlış bir şey. Bunun Lozan’da yeri yok. Tabi, şunu da söylemem lazım: Biz, Lozan’ı gündeme getirdiğinizde, bir defa Lozan sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir antlaşma değildir ki! Lozan’da 11 ülke taraf olarak vardır. Burada bir şey söyleyeceğim şaşıracaksınız. Ege’nin bir kıyısında Türkiye, diğer tarafında Yunanistan. Peki Japonya’nın burada ne işi var? Japonya da taraf. Öbür tarafta Bulgaristan, Fransa, İngiltere, bunların burada ne işi var? 11 ülke var burada. 11 ülke Lozan görüşmelerine katıldı. Şimdi bizim söylediğimiz neydi? Bakın 94 yıl geçti. 94 yıl aradan sonra burada bir güncelleme gerekebilir, dedik. Nedir o güncelleme? Olaya illa da böyle adalar meselesi veya kara meselesi diye bakmanın anlamı yok ki. İşte bakın Başmüftülük meselesi diyoruz ki en önemli sıkıntılardan bir tanesi. Eğitim-öğretim sıkıntısı diyoruz ki en önemli meselelerden bir tanesi. Ama bizim ülkemizde böyle bir sıkıntımız yok. Mesela Rum vakıflarının gayri menkulleri vardı ve bunların biz hepisini de, çıkardık yasayı, kendilerine bedelse bedel, gayri menkulse gayrimenkul, hepsini ödemeye başladık. Niye? Hak onların da onun için. Bizim böyle bir endişemiz, korkumuz yok. Rahatız bu konuda. Ben isze çok ilginç bir şey daha söyleyeceğim. Patrik yurtdışına çıkmak istese Eyp Kaymakamlığı’nın iznine tabidir. Fakat biz bunu uygulamıyoruz. Niye? Bir Patriklik makamı var. Bunu kalkıpta kaymakamlığın müsaadesine bırakmak doğru olur mu? Uygulamıyoruz şu anda. Ama burada, hakkaten bazı şeyleri yaşıyoruz ki bunların olmaması lazım. Niye? Biz, artık bir çok şeyleri aşmamız lazım. Bir çok şeyler var ki artık tarih olmuş. Biz şimdi geleceğe bakalım. Geleceğe bakalım. Endişeyle birbirimize bakmanın anlamı yok. Şüpheyle birbirimize bakmanın anlamı yok. Bunları kaldıralım ve birbirimize güvenle bakalım.
Ve, sayın Başbakanla görüşürken de gündeme geldi ki en burada soydaşlarıma da sesleniyorum. Mesela, Azınlıklar kavramı içerisinde, burada Müslüman Azınlık noktasından mı hareket, yoksa Türk Azınlık noktasından mı hareket. Tabi, kendileri orada Pomak, Roman da var dediler. Değerli arkadaşlar! Bizim ortak paydamız zaten İslâm’dır, Müslüman’dır. Dolayısıyla Türkü ile, Pomağı ile Romanı ile biz, biriz, beraberiz. Az önce söyledim. Biz, yaradanı yaradandan ötürü sevdik. Benim indimde, ha Türk olmuş, ha Roman olmuş, ha Pomak olmuş; ya biz, Yaradanı Yaradan’dan ötürü sevdik mi, bitti iş. Bitti. Bunun aksini kimse iddia edemez. Eğer birileri bunun aksini iddia ediyorsa, kendisini çekeriz, hocalarım burada. Ve, bakın bizim bir Rabiamız var. Bu Rabiada ne var?
1- Tek millet.
2- Tek bayrak
3- Tek vatan
4- Tek devlet.
“YUNANİSTAN DEVLETİ BENİM SOYDAŞLARIMDAN ASİMİLE OLMASINI İSTEMEMELİ”
Tek millette ne var? Türkiye’de hangi etnik unsurlar varsa, bunların hepsi o tek millet kavramının içerisindedir. Aynı şey Yunanistan için de geçerlidir. Hangi etnik unsurlar olursa olsun bunun içindedir. İkincisi, tek bayrak. Aynı şey burada da geçerli. Yunanistan’ın da tek bayrağı var. Eğer birileri Yunanistan’da, Yunanistan bayrağının dışında bir bayrak çıkarma gayreti içerisine giriyorsa, 17 Kasımcılar olabilir ki orada sıkıntı olur. Ama bizim bir defa soydaşlar olarak, Türkler olarak, Ayrı Türk bayramız var, o ayrı bir konu. Ama burada, bizim bir defa asimilasyon değil, entegrasyon noktasında bizim Yunanistan bayrağını bir kenara koymamız mümkün değil. Tek vatan 780 bin kilometre kare ülkemizde tek vatanız. Aynı şey Yunanistan da kaç kilometre kare ise bun sahip çıkılmalı. Dördüncüsü tek devlet. Bu devlette benim buradaki 150 bine yakın soydaşım Yunanistan Cumhuriyeti’nin devleti, bayrağı altında yaşıyor. Bizim isteğimiz şudur: Yunanistan Devleti benim soydaşlarımdan asimile olmasını istememeli. Entegrasyon ayrı bir konu, ama asimile olmasını istememeli. Çünkü biz, hiçbir farklı etnik unsurdan bunu bugüne kadar istemedik, istemeyiz. En büyük haksızlık, adaletsizlik o olur. Bakın, Yunanistan’ın geçirdiği ekonomik krizin etkilerinin bölgeye olumsuz yansımalarının olduğunu biliyoruz. Batı Trakya’nın ekonomisinin genel olarak toprağa bağlı olması, zorlukları da beraberinde getiriyor. Şimdi, buraya gelirken biraz derste çalıştık. Gümülcine’li şair burayla ilgili ne diyor dedik:
Sağanak yağmurdu saçlarımı tarayan
Umutlarımdı takılan kar beyaz Ağustos bulutuna
Kuytusunda bir söğüt ağacının
Dökülürken akşamlar geceler
Günler buğday kokuyordu.
Demek ki Gümülcine’de her şey buğday. Ama bu ara buğday çok önemli bir yer almaya başladı. Semih Kaplanoğlu’nun Buğday filmini herhalde sizler de seyredersiniz.
Evet , günleri buğday kokan Batı Trakya topraklarını güçlendirmek gerekiyor. Bunun için hayata geçirilecek pek çok proje mutlaka vardır.
Sizler Yunanistan vatandaşı olmakla, aynı zamanda AB üyesi bireylersiniz. AB ‘ninsğladığı imkanlardan en ileri düzeyde yararlanmaya çalışmalısınız. Yunanistan ekonomisinin güçlenmesi, sizlerin de güçlenmesi demektir. Burada üretim , ticaret ve istihdam konularında elde edeceğiniz başarılar bizleri gururlandıracaktır.
Türkiye, geçmişte yaşadığı sıkıntıları, 15 yıldır sürdürdüğümüz üretim ve istihdam odaklı politikalarla aşmıştır. Sizlerin de Batı Trakya’da aynı anlayışla hareket etmeniz Yunanistan ekonomisinin düze çıkmasına katkı sağlayacaktır.
Batı Trakya Türk Toplumu’nun çalışkanlığı ve basiretiyle geleceğini bu topraklarda güvence altına alacağına inanıyorum.
“LOZAN ANTLAŞMASI, HER İKİ ÜLKEDE YAŞAYAN AZINLIKLARI ÜLKEMİZE VE YUNANİSTAN’A EMANET ETMİŞTİR, BU EMANETLERİ GÖZÜMÜZ GİBİ KORUMALIYIZ”
Sevgili kardeşlerim!
Siyasi krizler, ekonomik krizler, sosyal çalkantılar bölgemizin bir gerçeği. Bunlar en eski çağlardan beri, insanlığın adeta gözbebeği bir coğrafyada yaşamanın bedelleridir. Her şey gelip geçtiğinde, geride sadece gönül bağlarımız kalır; inancımız kalır, dilimiz, kültürümüz kalır. Bunlara sahip çıkarsak, daha nice sarsıntıyı, fırtınayı atlatır ve geleceğimize güvenle bakabiliriz.
Bunun için sizlerden, şartlar ne olursa olsun benim isteğim şudur: Birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışma içinde olmanızı istiyoruz. Birbirinize kenetlenmelisiniz.
Lozan Antlaşması, her iki ülkede yaşayan azınlıkları ülkemize ve Yunanistan’a emanet etmiştir. Bu emanetleri gözümüz gibi korumalıyız. Biz, sorumluluklarımızın farkındayız, Yunanistan’ın da farkında olduğunu düşünüyoruz. Bizlerin burada bir araya gelmesine vesile olan herkese, özellikle otel sahibi değerli dostumuza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”
