Röportaj
Av. Haldun SORTOĞLU
-Öncelikle kısa bir özgeçmişinizden biraz bahseder misiniz?
1991yılın’da Rodop ili’nin Şapçı kasabasında doğdum. Şapçı Genel Lisesi’nin ardından, 2010 yılında Demokritus Trakya Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım ve yüzde yedilik (7%) dereceye girerek 2014 yılında mezun oldum. Ardından Rodop Barosu avukatlarından Dr. Kleopatra Stogiannidu’nun hukuk bürosunda ilk önce stajyer avukat sonra avukat olarak göreve başladım. Mezun olduğum üniversitenin 2015 yılında Özel Hukuk Yüksek Lisans Programına sınav sonucu girmeye hak kazandım. İki yıllık yüksek lisans programını başarı ile tamamlayarak «İptal edilebilen hukuki işlemlerin sonuçları» (Έννομεςσυνέπειεςάκυρων και ακυρώσιμωνδικαιοπραξιών) konulu Yüksek Lisans tezimi hazırlamaktayım. Üniversite yıllarımdan bugüne kadar Atina, İstanbul, Estonya-Tallin ve Helsinki şehirlerinde eğitim seminerleri ve konferanslara katılarak kendimi geliştirdim. Sosyal sorumluluk kapsamında, 2010-2014 yılları arasında European Law Students Association (ELSA), 2012-2013 yıllında ise Genç Akademisyenler Topluluğunda (G.A.T) aktif ve faal olarak görev aldım. Hali hazırda Gümülcine’de, Papadima 22 adresinde bulunan hukuk büromda serbest çalışan olarak, müvekkillerimi kabul etmekteyim.
-Mesleki kariyeriniz nedir, daha çok hangi davalara bakıyorsunuz? Size gelen ve yapılan başvurularda daha çok hangi davalara bakıyorsunuz; daha çok hangi davalarda size başvurular yapılıyor?
Eğitimimden dolayı Özel Hukuk dalı ile yakından ilgilenmekteyim. Özel hukuk çok geniş bir envanteri olan bir hukuk dalıdır. Bu kapsamda tazminat hukuku, icra, iflas, haciz, miras hukuku, trafik kazaları, bankacılık ile ilgili davalar ile ilgilenmekteyim. Son yıllarda yeni gelişmekte olan bankacılık hukuku, borç yapılandırması, halk arasında “Kaçeli Yasası” veya “Υπερχρεωμένα Νοικοκυριά” diye adlandırılan ve bankalara olan kredi borcunu düşürme ve yeniden yapılandırma ile alakalı olan davalar ile de ilgilenmekteyim. Dava başvuruları da, dönemin ve halkın ihtiyacına göre değişmektedir. Örnek olarak son zamanlarda Türkiye’nin ekonomik olarak büyümesinden dolayı Türkiye’deki 19. Madde mağduru Batı Trakyalılar, Yunan idari yargısına başvurup, vatandaşlıktan atılma kararının iptalini isteme gibi davalarda hızlı bir artış ve rağbet var. Tabi bu uzun ve kamu harçlarından dolayı masrafları olan bir süreç. Aynı şekilde ise bir çok yabancı vatandaş özelikle Türkiye’den, 250 bin euro değerinde mülk edinip oturma izni almak için bize başvurmaktadırlar.
-Neden avukatlık mesleğini seçtiniz, bunu tercih etmenizin herhangi bir nedeni var mı?
Avukatlığın anlamı; güçsüzün, adalete ihtiyacı olan kişinin yanında olarak, onu tüm hakları ile hukuk yasaları kapsamında savunmaktır. Küçük yaştan itibaren çevremde gözlemlediğim hiçbir haksızlığa tahammül edemeyişimden dolayı, her zaman adalete ihtiyacı olanının yanında olmak isteyen bir hukukçu olarak hakkı olan her bir bireyi adalet çerçevesinde savunmayı amaçladım. Diğer yandan ise, avukatlık mesleği kutsal bir görevdir. Halk arasında maalesef avukatlık “Yalan söylemek” diye algılanır. Bunun gerçekle yakından veya uzaktan bir ilgisi yoktur. Çünkü, avukatlık, gerçeği aydınlatmak, her mağdurun, haklının, haksızın çıkarlarını kamu nezdinde korumaktır ve çok güçlü olan devlet mekanizmasına karşı savunmaktır. Avukatlık yargının üç temel taşından biridir. Kısaca savcısız, hakimsiz ve avukatsız adalet var olamaz. Bir şahıs herhangi bir olayda ne kadar haksız olarak gözüküyor ya da gösteriliyor olsa dahi, muhakkak haklı olduğu bir kısım veya bir konu olabilmektedir. Bundan dolayı en ufak bir ayrıntı bile o kişinin davasının sonucunu olumlu yönde değiştirmeye yetebilir.
-Her meslekte olduğu gibi size göre avukatlık mesleğinin zor yönleri var mı, varsa bunlar nelerdir?
Avukatlar, müvekkillerinin içinde bulundukları olası herhangi bir olumsuz duruma göre, onların tercihleri doğrultusunda, onlara en doğru yasal yolu göstererek; içinde bulundukları haksız veya zor durumdan, yasaların verdiği hak ve yol çerçevesinde tüm haklarına en iyi şekilde ulaşmalarını sağlayarak, haklarını en son aşamaya kadar aramalarında rehber olmaktadırlar. Bu durum bazen her ne kadar karşı taraf açısından olumsuz ve ön yargılı olarak karşılanıyor olsa da, her bir bireyin içinde bulunduğu duruma göre, yasal olarak hukuk yasaları kapsamında ona verilen tüm haklarını sonuna kadar arayarak kendini ifade etme ve savunma hakkı olduğu gibi, bizim de onlara avukatlar olarak hukuk ve haklar kapsamında bir yol gösterici olduğumuz unutulmamalıdır. Bunun dışında avukatlığın zamanı ve konumu sabit olmayışından dolayı, hak hukuk ve adalet, her an ve her yerde ihtiyaç duyulduğundan dolayı, çalışma şartları her ne kadar görünmese de ağır olan bir meslektir.
-Ülkemiz Yunanistan’da ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor, sizler bir avukat olarak bu krizin neresindesiniz, aynı şekilde bu krizin takip etmekte olduğunuz davalara herhangi bir etkisi oldu mu?
Ülkemizdeki ekonomik kriz sadece sağlık, eğitim değil aynı zamanda Anayasal bir hak olan yargıya erişebilme özgürlüğünü de engellemektedir. Bu sebepten dolayı Yunan Barolar Birliği gerekse Avrupa’daki yargı kurumları ülkemize eleştiri ve protestolarda bulunmuştur. Örnek olarak 2016 yılında Yunanistan’daki avukatlar neredeyse bir yıllık grev yapıp hiç bir davaya girmemiştir. Bunun asıl sebebi yeni çıkan Medeni Usül Yasası’na karşı oldukları içindir. Bu yeni yasada şahıslar bankalara karşı daha az haklara sahip olup, bir gecede elektronik olarak yapılacak olan icra ile oturdukları anadan babadan kalma evlerini kaybedebiliyorlar. Diğer yandan ise devlet avukatları vergi toplama mekanizmasının bir parçası haline getirmiş durumda. Örnek olarak dava açılırken baroya ödenen harç, görüşüldüğü zaman ödenen harç, maliyeye ödenen harç akıllara gelmeyecek kadar çok olan harçlar, vergiler… En basit örnek olarak 2010 yıllında yurt dışında kullanım için alınan adli sicil kaydı harçsız hiçbir bedeli olmadan alınabiliyordu. Bu gün ise 13 euroluk bir harç miktarı var, aynı yıl bir suç duyurusunun harç bedeli 15 euro iken bugün 70 eurodur. Bunlar en basit örnekler, bir de daha büyük davaları düşünün orada durum daha vahim ve içler acısı.
-Son olarak meslekte yeni bir şahsiyet olarak azınlığımıza hangi mesajı vermek istersiniz?
Son olarak gençlerimize önemli bir mesaj vererek, onlardan, her zaman hayallerinin peşlerinden koşmalarını öneriyorum. Herhangi bir üniversiteye girip oradan başarılı bir şekilde mezun olduklarında eğitim hayatlarını bitirmeyip eğitimlerine gerek yüksek lisans, gerekse doktora programlarında eğitimlerine devam ederek, kendilerini geliştirip, gelecekte toplumumuza katkı sağlayacak dinamik, aktif haklarını her düzeyde arayabilecek birer birey olmalarını dilerim.
Not: Rodop Rüzgarı dergisinin 103. sayısında yayınlanmıştır.
