Röportaj
Rodop Milletvekili İlhan Ahmet önümüzdeki günlerde SİRİZA-ANEL hükümetinin Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Müftülük sorunuyla ilgili meclise getirmeyi planladığı yasa tasarısıyla ilgili Rodop Rüzgarı dergisine konuştu.
İlgili yasa tasarısının Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesine aykırı olduğunu ifade eden milletvekili İlhan Ahmet, hükümetin Atina Antlaşması’nı ihlal ettiğini belirterek, “42/2’ye göre; Eğer bu durumun değiştiği nizam olursa ve bu konuda bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa, Azınlıktan bir heyet ile o devletten (Yunanistan) bir heyet müzakerelere başlar. Taraflar anlaşamaz ise, Avrupa’da Hukukçular Tahkim Kurulu kurulur ve buradaki karara göre değişiklikler yapılır. Dolayısıyla Lozan Antlaşması’ndaki 42. Maddesindeki 1. Fıkraya göre bunu hak olarak ortaya koymuştur. 42 Maddenin 2. Fıkrasına göre ise bunun nasıl değiştirileceği kalem altına almıştır.” dedi.
Öncelikle Şer-î hukukun hükümetin tasarrufuyla tek taraflı olarak kaldırılmasına ilişkin Lozan Antlaşması neyi öngörüyor?
1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesiyle bölgemizde yaşayan Batı Trakya Türklerinin şahsi ve miras haklarına yönelik olarak örf ve adet hukukunun yani bazılarına göre ‘Şer-î hukuk’ deniyor ama aslında ‘Osmanlı örf ve adet hukuku’ denir. Doğru terim budur. Çünkü burada tamamen Şer-î hukuk uygulanmıyor. Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesinden sonra Türkiye’deki Rum Azınlığı bir beyanname ile taraflara bir hak sunuldu. Buna göre bizim Osmanlı örf ve adet hukukundan ve Türkiye’deki Bizans Roma hukukundan isterlerse cemaatin de vazgeçebileceği öngörüldü. Peki bundan sonra ne oldu; Oradaki Rum Azınlığı tarafından bir deklarasyon heyeti kuruldu ve bu heyet, ‘Biz Medeni hukuku tercih ediyoruz’ diye bir beyanda bulundular. Biz ise Batı Trakya Türkleri olarak bu mefhumun devam etmesi yönünde beyanda bulunduk. Dolayısıyla bu uygulamaya 1922’de başlandı. Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesinin 2. Paragrafında 42/2’de bunun zaman içerisinde nasıl değiştirebileceğini de öngörüyor. Dolayısıyla bu maddede zaman içerisinde bazı şeylerin değiştirilebileceği de kaleme alınmıştır. 42/2’ye göre; Eğer bu durumun değiştiği nizam olursa ve bu konuda bazı değişiklikler yapılması gerekiyorsa, Azınlıktan bir heyet ile o devletten (Yunanistan) bir heyet müzakerelere başlar. Taraflar anlaşamaz ise, Avrupa’da Hukukçular Tahkim Kurulu kurulur ve buradaki karara göre değişiklikler yapılır. Dolayısıyla Lozan Antlaşması’ndaki 42. Maddesindeki 1. Fıkraya göre bunu hak olarak ortaya koymuştur. 42. Maddenin 2. Fıkrasına göre ise bunun nasıl değiştirileceği kalem altına almıştır.
Şu anda mevcut uygulama ne şekildedir, yeni düzenlenen yasa ekseninde bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada Lozan Antlaşması’nda 42. Maddesinden dolayı 1920’te Yunanistan’da müftü yasası çıkmıştır. Bu yasaya göre burada ‘kadı’ denilen müftüye yargı yetkisi gelmiştir ve bu çalışmaya başlanmıştır. Bu yasada 1990’da bir tadilat yapılmıştır. Aynı esaslar devam edilmiştir. Bu yasanın ikinci ayağında Müftünün seçilmesi ve atanması var. Burada Yunanistan Atina Antlaşması’nı ihlal etmiştir ve müftülerin seçimle değil, atamayla olmasını öngörmüştür. Şu anda ilk defa yeni düzenlemeyle birlikte Yunanistan, Lozan Antlaşması’na aykırı bir yasa getiriyor. Nasıl ki müftünün seçilmesi konusunu ortadan kaldırdı. Şimdi de müftülüklerin içerisini, makamını boşaltacak ölçüde bir yasa tasarısı getirmiş oldu. Hatta günün birinde müftünün birer ‘Kukla’ olmasını istiyor. Kısaca günün birinde Müftülük Sorunu çözülürse ve yahut da kim bu makama gelirse; bu özerkliği Azınlıktan almak ve yok etmek gayreti içerisinde olduğu görülüyor.
Bu yeni düzenleme uzun vadede bir müftü seçimine yol açabilir mi?
Biz uzun vadede bunun işaretlerini almıyoruz ve bir kere kesinlikle azınlığın kabul ettiği müftüleri İbrahim Şerif ve Ahmet Mete’yi atayacaklarını zannetmiyorum. Şimdi uygulama neydi buna bir bakacak olursak; Uygulamada bir sıkıntı vardı. Bir defa taraflar resmi dini nikah ile evlenmişler ise, yani köyündeki imam vasıtasıyla ve daha sonra bunun atanmış müftünün onayı ile evlenmişler ise, ki Rodop ilindeki Azınlığın yüzde 90’ı bu dini nikahı addediyordu. O zaman kanun diyordu ki, ‘Tarafların boşanmaları halinde, nafaka tehsisi ve velayet halinde, Gümülcine atanmış müftüsünün önünde boşanmaya mecburdurlar.’ Burada tarafların, ‘Osmanlı örf ve adet hukukuna tabii olmak istemiyorum’ diyebilme hakkı yoktu. Bu dini nikah ile evlenen taraflar için geçerliydi. Şimdi bunu bypass edebilmek için taraflar eğer herhangi bir belediyede medeni nikah Akdederse, böylece medeni hukuka göre yargılanabiliyordu. Dolayısıyla zaten kişinin ilk baştan bu demokratik seçim hakkı vardı.
Yeni düzenlemede vasiyetname konusu ne şekilde ele alınıyor?
Miras konusuna gelince son 10 yılda Yunan mahkemelerinin bir içtihat değişikliğine gittiğini gördük. Şöyle ki; burada Azınlığın yapmış olduğu vasiyetlerin iptallerine yönelik bazı ufak değişikliklere gidildi ve mahkemeler bu yönde karar aldılar. Yaşanmış bir olaydan örnek verecek olursak; Bir Batı Trakya Türkü bir vasiyetname tanzim etmiş ve malının tamamını çocukları olmadığı için eşine bırakmış. Bunun üzerine ölen kişinin ablası mirastan pay alabilmesi için o vasiyetnameyi iptal etmek istedi. Yunan mahkemesine müracaat edip dediler ki; ‘İslam hukukuna göre bir Müslümanın vasiyetname tanzim hakkı yoktur.’ Bu İslama göre yanlış bir tezdi. Çünkü İslama göre müteveffanın üçte bir vasiyetname tanzim etme hakkı vardır. Peki ne oldu ve Yargıtay Yunanistan Yüksek Mahkemesi (Arios Pagos) şöyle dedi: Burada bundan böyle kim Müslüman dinine mensup ise, Trakya’da yaşarsa ve bir noterde vasiyetname tanzim etmiş ise bu ‘Yok’ hükmündedir ve geçersizdir. Daha sonra bu durum neticesinde bir kaç kişi buna benzer davalar açarak, vasiyetnameden mal almamış kişiler mal almak istediler. Bu toplum içerisinde bir huzursuzluk yarattı ve bu vasiyetnamelerin de bu şekilde iptal edilmesini birileri, ‘İnsan hakları bayrağı’ yaptı. Aslında bu hem İslam hukukuna aykırıydı, hem de uygulamanın tersineydi. 2000 yıllarına kadar böyle bir şey söz konusu değildi.
Batı Trakya Türk Azınlığı’nda Örf ve Adet Hukuku’nun yeri ne şekildedir, biraz bundan bahseder misiniz?
Bu arada son iki yıldan beri örf ve adet hukukunun tamamen kaldırılmasını savunanlar ortaya çıktı. Bu durum neticesinde ‘İnsan Haklarına saygılı olalım, Batı Trakya’da seçim olsun, Örf ve Adet Hukuku insanlara zorla uygulatılıyor, burası bir şerri devlet değildir’ gibi itirazlarla başta Rodop milletvekilleri Mustafa Mustafa, Ayhan Karayusuf ve İskeçe Milletvekili Hüseyin Zeybek başta olmak üzere hükümet bu durumun tamamen kaldırılmasını istediler. Bizler de yaptığımız konferanslarda bu durumun, Lozan Antlaşması’ndaki 42. Maddesinin 1 paragrafını ihlali olduğunu, ilgili maddeye göre bir komisyonun kurulması gerektiğini belirttik. Ben de bu konuda bir bölgesel referandum yapılmasını önerdim. Bana da, ‘Sen nasıl referandum istersin, bunu başka bir şeye dönüştürmek mi istiyorsun’ şeklinde tepki gösterdiler.
Yeni yasaya ilişkin görüş ve önerileriniz nedir?
Benim meclisten geçirilmek istenen bu yasalara ilişkin önerilerim; Her şeyden önce vasiyetnameler geçerlidir. Dolayısıyla yeni yatırılacak olan yasada vasiyetnameler geçerlidir ve bu yerinde bir müdahaledir. Yasaya göre, “Taraflar resmi dini nikah yapmalarına rağmen ve anlaşamazlar ise, üstün hukuk medeni hukuk olacak. Örf ve adet hukuku yalnız ve yalnız müftünün önüne gidip, ‘Örf ve adet hukuku istiyorum’ diyerek imzalaması ve yahut da taraflardan biri, ‘Ben örf ve adet hukukunu kabul etmiyorum’ diyerek Yunan mahkemesine beyanda bulunması gerekir.” Bizler de bunun yanlış olduğunu söylüyoruz. Bu şekilde Lozan Antlaşması’nın 42. Maddesinin 1. Paragrafı ihlal edilmektedir. Üstün hukuk, örf ve adet hukuku olmak zorundadır. Çünkü zaten bunu istemeyen, Medeni nikah yapıp bu hükümlerden farklı yol izleme durumları vardı. Peki neden bu makamın içini boşaltıyorsun. Dolayısıyla örf ve adet hukuku yargılamasının getirdikleri bu kanun ile sıfırlanacağını biliyoruz ve dolaylı olarak bunu kaldırıyor.
Son olarak hükümetin bu yasa değişikliğine karşılık neler söylemek istersiniz?
Bana göre bu kadar sert ve radikal bir düzenlemeye gidilmesine gerek yoktu. Çünkü burada amaç düzeltmek değil, yok etmek ve bu işi kaldırmak. Çıkarın o zaman bir kanun; vasiyetnameler bundan sonra geçerlidir ve diğer konularda de ki; insanların seçim hakkı vardır. Burada asıl önemli olan azınlığın dini temsili müftülük konusunu çöz. Burada esas olan bu son dönemde bazı azınlık kurum ve kuruluşlarının içlerinin boşaltılmaya çalışıldığını ve yeni bir model uygulanmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bu konuda azınlık olarak talebimiz, bu örf ve adet hukukun değiştirilmesine ancak Azınlık karar verebilir. Fakat Yunanistan bu konuda resmi bir komisyon kurmamıştır. Münferit olarak bazı insanlara fikir sorarak bu konunun bağlayıcılığı yoktur, aynı şekilde benim fikirlerimin de bir bağlayıcılığı yoktur, ben kendi inananlarımı temsil ederim, Mustafa da kendi inananlarını temsil eder. En iyisi de bölgesel referandumlar yaparak bu sorunun çözülebileceğini ve bu konuların halka sorulması gerektiğini, bu hükümlerin doğru yada yanlış Lozan’dan kaynaklandığını, bu konuda üniversitelerden bazı çalışmaların yapıldığını bilmekteyiz.
İlgili yasa bu haliyle meclisten geçecek gibi duruyor. Biz diyoruz ki; ‘Biz her türlü iyileştirme yönünde varız. Ama asıl talebimiz, müftülük meselelerini kendi içimizde çözeriz. Yapılmak istenenlerin yerine sen bizim istediğimiz müftüyü getirirsen biz bunları en iyi şekilde kendi içimizdeki uygulamalarla çözeriz. Burada gelinen son noktada ipe un sermiş oldular. ‘Bıktık zaten bu işten’ deyip azınlık kurumlarını yozlaştırmak ve içini boşaltmak. Şimdi tüm bunları tedavi edeceğimiz yerine, ‘Yok edelim ve kaldıralım’ demek hakkaniyete uygun değildir.
