19.01.2025
İnsan bildiği şeyi talep eder. Kitleleri varlığından haberdar olmadıkları haklar için harekete geçirmek çok zordur. Bu çerçevede bilgiyi yayma ve kitleleri bilinçlendirme aygıtı olarak basın demokratik ülkelerde dördüncü erk olarak kabul edilir. Ancak bağımsız bir erk olarak basın, özgürlüğü ölçüsünde var olabilir. Özgür olmayan basın bağımsız bir erk olmaktan ziyade başka erklerin icraatlarını meşrulaştırma aracına dönüşür.
Bu girişten sonra Yunanistan’da iki farklı basın anlayışından bahsetmek gerekir.
Mehmet Hilmi Batı Trakya Türk Azınlık tarihinde damgasını vurmuş bir gazeteci, öğretmen ve aydın. Batı Trakya Türkleri arasında azınlık ve Yunanistan vatandaşları olarak ulusal ve uluslararası hukuktan doğan hakları konusunda ilk kitlesel bilinçlendirme hareketini başlatan bir toplum lideri.
Mehmet Hilmi’nin bu bölge ve toplum için yeri doldurulamaz bu hizmetleri zaten bilinmekte. Ancak bu yazıda bağımsız bir gazeteci olarak onun insan hak ve hürriyetlerine olan yaklaşımından bahsetmek istiyorum.
Mehmet Hilmi Yeni Adım gazetesinde 12 Mayıs 1926 tarihli yazısında Gündüz Nene’nin hikayesini anlatır. Gündüz Nene Afrika’nın Fil Dişi Sahillerinden köle olarak alıkonmuş, yıllar boyunca Mısır’da konaklarda çalıştırılmış, hayatın onu Batı Trakya topraklarına kadar sürüklediği siyahi bir kadındır. Mehmet Hilmi yazısında Gündüz Nene’nin Batı Trakya’da bulunduğu ömrünün son yıllarında yaşadığı sefaleti, anne ve babasının Avrupalı köle tacirleri tarafından gözlerinin önünde öldürüldüğü köyüne, kulübesine dönmek için mücadelesini en acıklı şekilde anlatmaktadır.
Mehmet Hilmi’nin yazısında bir yandan Gündüz Nene’yi bu memleketin bir parçası olarak sahiplenmesi, diğer yandan da acıların bilediği memleket hasretine, dönme mücadelesine karşı bir takdiri görülür. O dönemde hala Batı’nın esas politikası olan doğrudan sömürgeciliğe karşı bir başkaldırı ruhu Gündüz Nene hikayesinden okunmaktadır.
Özellikle Gündüz Nene hikayesini anlatmamın bir sebebi var.
Geçtiğimiz aralık ayında, İskeçe Beyköy’de Türkçe konuşan, Türkçe düşünüp Türk gibi yaşayan Gündüz Nene’nin torunları-Türk azınlık mensupları ile yapılmış röportajlar ulusal bir televizyon kanalı tarafından bir belgesel şeklinde yayınlandı. “İskeçe’nin Beyköy’ünde Afro-Yunanlar” adıyla yayınlanan belgeselde birlikte büyüdüğüm insanlara renkleri dolayısıyla kökenleri hakkında sorular soruluyordu. Tüm azınlığın maruz bırakıldığı devletin eğitim politikası yüzünden aksak bir Yunanca ile kökenlerini, ne zaman bu bölgeye geldiklerini bilmedikleri cevabı üzerine de “ne olduğunu nereden geldiğinizi bilmediğinize göre sadece Yunan olabilirsiniz” diktesiyle karşılaşıyorlardı.
Belgeselde bu insanların kökenleri ile ilgili akademik araştırmalar konusu işlenirken ise biyokimyasal laboratuvar görüntüleri veriliyor.
Bu belgeseli anlamaya çalışırken yine aralık ayının son günlerinde Yunanistan Devlet Radyosu’nda 2024’ün değerlendirmesinin yapıldığı bir sabah programına rastladım. Program spikerinin söyledikleri aslında “özgür” Yunan basının patojenik sorununu açıkça ortaya koymaktaydı. Nitekim haber spikeri “İnanabiliyor musun? Son iki yıldır…. Ortadoğu’dan falan bahsetmiyorum… Avrupa’nın ortasında savaş gördük.” diyordu.
Bunun adı Yunanistan’da belki de birçok kurumun hastalığı etnik ben-merkezcilik idi. Beyköy’de çekilen belgeselde de spikerin sözlerinde de aynı anlayış okunuyordu. Göz yaşının renginin olmadığını anlamayanların, Gündüz Nene’nin acılarına, torunlarının Türk azınlık mensubu olarak maruz bırakıldıkları fakirlik, eğitimsizlik ve diğer haksızlıklara kimlik üzerinden bir darbe vurmasına, insan haklarını resmî ideolojiler çerçevesinde “bahşetmelerine”, savaşı, acıları Ortadoğu’nun kaderi olarak düşünmesine şaşılamazdı.
Son günlerde her ne kadar marjinal bir medya organı tarafından olduğu düşünülse de Batı Trakya Türk azınlık temsilcilerinin hedef gösterici tanımlama ve suçlamalarla itham edilmeleri ülkenin tüm erk yapılarında hâkim etnik-ben merkezci anlayış çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bugün etnik ben-merkezciliğin tahakkümündeki Yunan basının asli görevi olan kitleleri doğru bilgilendirme ve bilinçlendirme yolunda, kendini ise “özgürleştirme” doğrultusunda bu toprakların yetiştirdiği bir aydın olan Mehmet Hilmi’nin insan-merkezci basın anlayışından öğrenecekleri vardır!
Kerem Abdurahim Oğlu
