Gümülcine, 25.05.2025
Geleceğe Dokunmak
“Sosyo-teknolojik Dönüşümün Etkisi ve Batı Trakya’da Türk Toplum Yapısı”
Dr. Pervin Hayrullah
Modern zamanlarda teknolojinin toplumsal yapıları dönüştürme gücü, geleceğe dair hayallerimizi de etkilemektedir. Dönüşümün toplum yapısına kültürel boyut ve etik değerler bağlamında yansımaları ise tartışılması gereken boyuta ulaşmıştır.
Dijitalleşme, yapay zeka, biyoteknoloji ve daha geniş bakış açısıyla sosyo-teknolojik dönüşümün, Türk azınlık kimliğini, eğitim sistemini ve toplumsal ilişkileri nasıl şekillendireceği büyük önem taşımaktadır.
Yaşadığımız çağda teknolojik ilerlemeler, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleşiyor gibi görünse de, bunun daha önce yaşanmamış bir gerçeklik mi, yoksa teknolojik bir tekamül mü olduğu sorgulanabilir.
İnsan-teknoloji etkileşimini düşünürken, Donna Haraway’in “Siborg Manifestosu” göz ardı edilemez. Haraway “Siborg Manifestosu”nda insan-makine sınırlarının giderek bulanıklaştığını ileri sürer, bu durum da doğal süreçte sosyo-teknolojik dönüşümü tetikleyecektir.
Siborg Manifestosu, yazarı ve yazılış tarzıyla, yalnızca feminist bir metin değil, aynı zamanda modern özne anlayışına, bilim anlayışına ve kimlik politikalarına yönelik radikal bir eleştiridir. Haraway’in siborgu, sabit olmayan, sınır tanımayan, teknolojik çağda politik özne olmanın yeni yollarını açar. Peki Batı Trakya Türkleri yaşadıkları bölgede politik özne mi ya da nesne midir? Bu konudaki karar mercii kimdir?
Tabii ki Batı Trakya Türkleri, kendi yaşamlarının merkezi, kendi kararlarının öznesidir, her ne kadar Atina’daki siyasi iktidarlar bunu görmezden gelmeye çalışsalar da, eğer Atina’da adalet ve demokrasi varsa, bir gün mutlaka bunu kabul etme olgunluğuna erişeceklerdir.
Batı Trakya Türk azınlığı, tarihsel, siyasi ve sosyolojik açıdan çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Şöyle ki; Tarihsel açıdan bakıldığında, Batı Trakya’da Türk azınlığın varlığı asırlar öncesine dayanır. Türkler bu toprakların, yüzlerce yıl boyunca önemli bir nüfusunu oluşturmuştur. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması, Yunanistan’daki Türkler ile Türkiye’deki Rumlar arasında bir nüfus mübadelesi öngörmüş, ancak Batı Trakya Türkleri ile İstanbul’daki Rumlar bu değişimden muaf tutulmuştur. Bu durum, azınlığın hukuki statüsünü belirleyen temel metin olmuştur.
Siyasi açıdan, Batı Trakya Türk azınlığı, Yunanistan’ın temel sorun olarak değerlendirdiği ve haklarını gasp ettiği bir topluluktur. Yunanistan, Türk azınlığı “Müslüman azınlık” olarak tanımlarken; Azınlık, Lozan Antlaşması'na dayanarak kendini “Türk” olarak tanımlamaktadır. Bu tanımsal farklılık, eğitim, dini temsil, vakıf yönetimi ve kimlik hakları gibi birçok alanda sorunlara yol açmaktadır. Özellikle Türk kelimesinin resmi kurumlar ve dernek isimlerinde kullanılmasının yasaklanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen sürmektedir.
Sosyolojik açıdan ise Batı Trakya Türk toplumu, kendi içinde dini liderler (müftüler), yerel siyasetçiler, eğitimciler ve sivil toplum kuruluşlarıyla örgütlü bir yapıya sahiptir. Ancak azınlık mensupları, eğitim ve ekonomik kalkınma gibi alanlarda çeşitli yapısal zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Türkçe ana dil eğitiminde siyasi otorite tarafından yaratılan sorunlar, olanakların sınırlı olması, gençlerin nitelikli gelişimi açısından engeller oluşturmakta, bu da sosyo-ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
Sonuç olarak, Batı Trakya Türk azınlığı meselesi; tarihsel miras, uluslararası hukuk, azınlık hakları, kimlik politikaları ve insan hakları gibi birçok alanın kesişiminde yer alan karmaşık bir konudur. Batı Trakya Türk azınlığı, eğitim, medya, dini yaşam ve sivil toplum faaliyetleri üzerinden kimliğini koruma mücadelesi verirken, teknolojiyi hem bir fırsat hem de bir tehdit olarak deneyimlemektedir.
