8.07.2025
Basri Zilabid Çalışkan’ın TUNA’NIN SESSİZ ŞAHİTLERİ “Vidin’de Türk Mezar Taşları” kitabı Bulgaristan Başmüftülüğü Vidin Bölge Müftülüğü tarafından Türkçe ve Bulgarca olarak yayımlandı.
Toplam 128 sayfadan oluşan kitabın ISBN numarası ise 978-619-7406-93-1.
Kitap aşağıdaki ana başlıklardan oluşmaktadır:
Mezar taşlarının mesajı
Önsöz
Giriş Türk Mezar Taşlarının Tarihsel Gelişimi.
Mezar Taşlarındaki Sembollerin Anlamları
Pazvantoğlu Camii Avlusunda Bulunan Mezar Taşları.
Şehrin Çeşitli Yerlerinde Bulunan Mezar Taşları
Ölüm Tarihine Göre Mezar Taşlari Listesi.
Sonuç.
Bibliyografya.
Yazar kitabında Türk mezar taşlarının gelişimini şöyle anlatmaktadır:
Türk Mezar Taşlarının Tarihsel Gelişimi
"Mezar" kelimesinin kökü Arapça olup "ziyaret edilen yer" anlamına gelir. Hem Arapça'da hem de Türkçe'de kullanılan bir diğer kelime ise "kabir”dir ve "bir kişinin gömüldüğü yer" için kullanılır.
İslamiyet, ölülerin mezarlarına biri baş, diğeri ayakucunda olmak üzere gösterişsiz, düz mezar taşlarının konulmasına izin verir. Baş tarafa konan levhaya "baş şahidesi", alttakine ise "ayak şahidesi" denir. Şahide kelimesi bir şeye "şahitlik etmek" demektir, yani mezar taşı bir mezarın varlığına şahitlik eder. Başa ve ayak kısmına birer taş konulmak suretiyle mezarın sınırları belirlenmiş olur. Nadiren, sadece bir mezar taşı konulması gibi istisnalar olabilir. Ya da meşhur bir zatın mezarının ayakucunda mezar taşı yoksa, bu mezarın gerçekliği konusunda şüphe olduğu anlamına gelir. Bu tür yerlere "makam" denir.
Bugün Pazvantoğlu Camisi'nin avlusunda bulunan mezar taşları koruma amacıyla şehrin farklı yerlerinden toplanmıştır, yani altlarında mezar yoktur.
İslam dininin 7. yüzyıldan sonra Kuzey Afrika ve Orta Asya'da yayılması, bu topraklarda yaşayan halklarla - Persler, Mısırlılar ve Türkler - kültürel etkileşime girmiştir. İslamiyet'in tek tanrılı inanca sahip olması ve putperestliği yasaklaması, Türkler arasındaki eski şamanist geleneklerin yeni dinde izin verilen sınırlar dahilinde dönüştürülmesini gerektirmiştir. Müslümanlar için ölüm sonsuzluk âlemine açılan parlak bir pencere, yeni ve güzel bir dünyaya açılan mutluluk kapısı ve mezar da bir "cennet bahçesi" olması umulduğundan, Türk taş ustaları bu bakış açısını mezar taşlarına yansıtmışlardır. Peygamber Efendimiz
(Aallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizi, Kıyamet, 26) buyurmuştur.
11. yüzyılın sonunda Büyük Selçuklular Orta Asya, İran ve Anadolu'da en geniş topraklarına ulaşmış, buna paralel olarak yüksek bir kültür ve uygarlık düzeyi sergilemişlerdir. Bu kanıtlardan biri de bugün Türkiye'nin doğusunda yer alan Türk-Müslüman mezarlığı bulunan Ahlat şehridir. Ahlat'ta bulunan ve tarihi 12. yüzyıla kadar uzanan Türk-Müslüman mezarlığı 210 dönümlük alanıyla en büyük ve en önemli Türk-Müslüman mezarlığıdır. Mezarların çoğu lahit ve yaklaşık 3,5 m yüksekliğinde dikdörtgen mezar taşları şeklindedir. Anıtlar geometrik, bitkisel ve kaligrafik motiflerle süslenmiştir. Ölen kişinin kişiliği, mesleği ve yaşam tarzı hakkında bilgi verirler. Taşıdıkları bilgilerin yanı sıra bu anıtlar Selçuklu taş sanatı ustalarının yeteneklerini de yansıtmaktadır.
Anadolu Selçukluları döneminde mezar taşları başlıca iki tiptir. Biri sanduka biçiminde lahittir. Diğeri ise şahideler şeklindedir ve her iki yanında da kitabe bulunmaktadır Baş şahidesi üzerindeki yazı Arapça vo Farsçadır, Kur'an-ı Kerim'den ayetler, şiirler ve merhumun kişiliği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Ölüm tarihi alttaki levhada yazılıdır. Bazen ayak şahidesi tamamen süslüdür.
Mezar taşı lahit-sanduka şeklinde olduğunda ters çevrilmiş bir gemi teknesi görüntüsü alır ve bir, iki ve üç kademeli olabilir. Lahit üzerindeki kitabe çoğunlukla her iki tarafta ikişer tane olmak üzere dört satırdır. Yine Arapça ve Farsçadır. Bazı durumlarda lahdin ön yüzünde merhumun kişisel bilgileri de yer almaktadır. Sanduka şeklindeki lahitlerin üzerinde Kur'an-ı Kerim'in Rahman Sûresi'nde cennet meyvelerinden biri olarak zikredilen narbezeme olarak işlenmiş, bordürde hatai motifli kabartma palmetler bulunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarındaki hâkimiyetiyle birlikte Selçuklu geleneği sona ermiştir. Mezar taşları, bir başlık ve kitabeli gövdeden oluşan, alt kısmı giderek daralan bir form kazanmaya başlamıştır. Bu form, kefene sarılmış bir ölüyü simgeler. Osmanlı dönemine ait mezar taşları, devletin farklı dönemlerini açıkça yansıtmaktadır. Mezarların süslemeleri, Osmanlı'nın kuruluş, yükselme, Lale Devri ve Tanzimat reformlarından sonraki dönemlerde farklılık göstermiştir.
16. yüzyılın ikinci yarısına kadar mezar taşları genellikle sivri kemerli ve başlıksızdı; başlığı olanlar ise çoğunlukla sade sarıklıydı. Daha sonra mesleklerin farklılaşmasına paralel olarak erkek mezar taşlarının başlık kısmı, ölen kişinin mesleği ya da mensup olduğu tarikata göre şekillenmeye başladı. Gül, taç, sarık, fes ya da kavuk gibi unsurlar, mezarda yatan kişinin cinsiyetini, mesleğini, sınıfını, tarikatını veya unvanını belirtir. Baş şahidesinden daha küçük olan ayak şahideleri ise genellikle daha sade olup çoğunlukla yazısız ve süslemesizdir.
Kadın mezar taşlarında vazo ve sepetlerdeki çiçek demetleri, tabaklardaki meyveler ve çeşitli süslemeler dikkat çekmektedir. Bu süslemelerde lale, karanfil, sümbül gibi çiçekler; servi ve hurma gibi ağaçlar; nar ve incir gibi meyve motifleri, hem estetik tercihler hem de sembolik anlamlarla ilişkilidir. Taşa kabartma olarak işlenen yazılar ise, Yüce Allah'ın sonsuzluğuna, insanın ölümü ve hayatın geçiciliğine işaret eden ifadeler, şiirler, dualar ve atasözlerinden oluşmaktadır.
18. ve 19. yüzyıllarda Batı sanatının mimarideki etkisi mezarlıklara da yansımış, türbeler ve mezar taşları Barok ve Rokoko üsluplarında inşa edilmiştir. Bu dönemde, ölümü daha iyi bir hayata geçiş olarak kabul eden geleneksel İslami bakış açısının yerini, geride kalanların kederini ve ayrılık acısını dile getiren "âh mine'l-mevt, âh mine'l-firâk" gibi ifadelerin hâkim olmasıyla Batı düşüncesinin etkisi belirgin hale gelmiştir.
Basri Zilabid Çalışkan kimdir?
Yazar, 1978 yılında Dobric şehrinde doğdu. Totaliter rejimin Türklerin isimlerini zorla değiştirmesi ve ardından 1989 Mayıs Olayları sonrasında yaşanan zorunlu göçte ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığındı. 2000 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2001-2010 yılları arasında Sofya Yüksek İslam Enstitüsü'nde İslam Tarihi dersleri verdi. Şu anda İstanbul'daki İlmi Araştırmalar Merkezi'nde (İLAM) serbest arastırmacı olarak çalışmaktadır.
Yazar, Müslümanlar ve Nöbettepe dergilerinde yazılar yazmakta olup bazı araştırma ürünü eserler de kaleme almıştır: Bulgaristan'da İslam (1878-2018) (İstanbul: İnkilab Basım Yayım, 2019), Bulgarca olarak, İslam Tarihinden Notlar üçleme serisi: Hule-fa-i Raşidin - I, Suriye ve İspanya'da Emeviler-II, Bağdat'ta Abbasiler ve İlk Türk-İslam Devletleri - III.
Ayrıca, Mehmet Behçet Perim'in "Sofya Hatıraları" ve "1923'te Bulgaristan Müslümanları -Toplumsal ve Siyasi Halleri-" adlı kitaplarının ikinci baskılarını yayına hazırlamıştır. Bunun yanı sıra, "44. Yıldönümünü Gören Vidin'de Ahmet Bey Mahdumları Halil ve İbrahim Efendi Kardeşlerin "Şefkat" Yuvası Hatırası" adlı derlemenin gözden geçirilmiş ve ilaveli ikinci baskını yapmıştır.
Kitap, +359 94 601 601 telefondan veya
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
adresinden istenebilir.
