Gümülcine, 21 Haziran 2026.
Yunanistan'ın Meriç (Evros) ilinde, Dimetoka kasabasında yer alan Çelebi Sultan Mehmet (Beyazıt Camii - Büyük Cami) Camii 1420 yılında İvaz Paşa tarafından inşa edildi. Cami inşa edilirken İstanbul fethedilmemiş ve Amerika keşfedilmemişti. Mühendis kelimesi ilk defa bu caminin inşaatı esnasında kullanıldı. Ancak zaman içinde bu kadim eserin başına gelmeyen kalmadı. 1936 yılında Dimetoka Müftüsü Nevzat Efendi tarafından kiraya verildi. Yine 1956 yılında Dimetoka kaymakamı zorla anahtarları alarak yine buğday anbarı olarak kullanılmak üzere yine kiraya verildi. Cami çatısından su alıyor gerekçesiyle ibadete kapatıldı ve üzerine bir branda çekildi. Cami son darbeyi ise geçtiğimiz yıllarda yedi ve yandı. 2026 yılı itibariyle de restorasyonu devam etmektedir.
Aşağıdaki yazıda, 1936 yılında Dimetoka'daki Çelebi Sultan Mehmet Camii'nin Müftü Nevzat Efendi tarafından nasıl kiraya verildiğini ve devamında da gelişen olayları okuyabilirsiniz.
İskeçe'de Trakya gazetesindeki yazıyı Selahattin KESİT Osmanlıca'dan tercüme etti. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.
Yazının Osmanlıca'dan tercümesi ise şöyle:
DİMETOKA VAKIFLARI MESELESİ
TRAKYA
“Trakya Türklerinin Haftalık Gazetesidir.”
“Sayısı: 2, Seneliği: 100 Drahmi’dir.”
“Sahib ve Müdiri: Muallim Osman Nuri
Matbaa ve İdarehanesi, İskeçe
Saat Sokağı Numru (No): 9”
“Sayı: 156, Dördüncü Sene,
Pazartesi 22 Haziran 1936”
Birkaç haftadan beri Dimetoka’daki Vakıf Komisyonunun bazı icrâatı sebebiyle Dimetoka’nın gerek Türk ve gerekse Rum efkâr-ı ûmumiyyesi, biri müsbet, diğeri menfi bir şekilde galeyana gelmiş ve bu sebeple Gümülcine’deki Türk Meb’ûsu hafız Galip Efendi ile gazetemize muhtelif yerlerden birbirini nakz iden mektuplar yağmaya başlamışdı.
İlk nazarda bu kadar gürültü ve yaygaraya sebebiyet veren hadiseyi anlatılan bin bir mesele içinden ayıklayıp çıkarmak çok müşkildi. İşe Dimetoka’nın Belediye Heyeti ve Rum Meb’ûsları burun sokmuşlar, müftüyü kendilerine şerik etmişler, salahiyet ve sıfatlarına dayanılarak Cemaât-ı İslâmiyye ve Vakıf Heyeti aleyhinde esip yağmakta bulunmuşlardı.
Cemaât ve Vakıf Heyetlerimiz, maât-teessüf, ahaliyi temsil etmek kut’undan mahrum, hükümet tarafından tayin edilmiş ve icraatlarına karşı gayr-ı mes’ûl şahıslardan mürekkeptirler. Bu itibarla haklarında yapılacak olan ithamları ihtimal dahilinde görmek için pek kuvvetli bir sebep mevcûd demektir.
Bu heyetler mevkilerini, çok zaman partizanlıklarına medyûn oldukları için sık sık ve pek haklı olarak muhaliflerinin hedef ta’ârızları olmaktan kurtulamamaktadırlar. Böyle olmakla beraber evvelki hafta neşretmiş olduğumuz bir mektupta görüldüğü veçhile Dimetoka Vakıf Heyetine karşı yapılan ithamlar pek ağırdı:
- Vakıflar satılıyor.
- Vakıflar yeniliyor.
- Milyonlar mahvediliyor.
- Âsâr-ı âtîka tahrip ediliyor.
- Camilere hürmetsizlik gösteriliyor.
Ve sâire.
Ve sâire.
Bu acı çığlık üzerine bi taraftan biz sütûnlarımızda hükümetin nazar-ı dikkatini celp ederken, diğer taraftan meb’ûs Galip Efendi de valilik nezdinde teşebbüsâtta bulunarak Dimetoka’ya bir müfettiş gönderilmesine tevessut etmişlerdir.
Bizzat vali cenâbları da Dimetoka’dan Geçmişler ve vilâyetimizin zeki ve pek dirâyetli memurlarından Sokratidis Efendiyi Dimetoka Vakıf işlerini teftişe memur etmişlerdir.
Gerek husûsi tahkikatımız ve gerekse umumi tahkikat Dimetoka Vakıflarında suistimal olmadığı ve Dimetoka Cemaâtini idare edenlerin hüsn-i niyetle hareket edûp milletin parasını yemeyi akıllarından bile geçirmedikleri merkezindedir.
Cemaât bütün sarfiyyâtını sağlam makbuzlara istinaden ve vakfın nef’îna olarak yapmış olduğu gibi, bütün muâmelâtı da şer’î veya nizâmi ûsullere tevfiikan icrâ etmiştir.
Cemaâte halen varidât temin etmeyip muhacirlerden zorla korunabilen bazı tarlaların satılması da müftüden alınan fetvalara istinad ettirilmiştir.
Muhakkak olan şudur ki; bu Cemaât Heyeti mektep ve camilere pek fazla itina etmiş, maârif vâridâtını artırabilmek için bütün gayretini sarf etmiştir.
Ortada paylaşılamayan iki mesele vardır:
Birincisi: bugünkü müftü Nevzâd efendinin müsaâdesiyle Dimetoka’nın Büyük Cami-î sekiz ay için yüz bin drahmi mukabilinde bankaya icârla verilmiştir. Vakıf Komisyonu bu parayı alarak bankaya yatırmıştır. Yaptığımız tahkikat halân bu paranın bankada bulunduğu merkezindedir. Fakat Nevzâd Efendi, bu parayı Vakıf Komisyonu’nun elinden alarak kendi emri altında bulunanlar vasıtasıyla sarf ettirmek istemiştir. Komisyonsa buna muvafakat etmemiştir. İş buradan başlamış ve bir çok iftiralara, camiin hedm edilmek istendiği iddiasına kadar uzatılmıştır.
Fi-l-hakîka camiîn tamire ihtiyacı bulunduğu ve bu tamire elli bin drahmi kadar para lazım olduğu müsellemdir. Bunu Vakıf Komisyonu da taahhüt etmiştir. Zan ederiz ki, Vilâyet de Komisyonu bu tamiri yapmağa icbâr edecektir. Fakat bu husûsta Vakıf Komisyonu’nun aksi bir iddiası da yoktur.
İkinci mesele de şudur: Dimetoka Belediyesi pek gözde ve mevkı’î yerlerde bulunan Vakıf Akarlarının ortadan kaldırılmasını ve bunların birer birer her ne vesile ile olursa olsun Türklerin elinden alınmasını kurmuştur.
Netekim haksız olduğu ve salahıyeti dahilinde bulunmadığı halde birkaç dükkânı yıktırabilmiş ve bu suretle vakfa zarar ihdas edilmesine sebep olmuştur.
Bu sene de yeni inşa edilmekte olan dört aded dükkânın yıkılması için efkâr-ı ûmumiyyeyi tahrik etmiş, müftüyü de alet ittihâz ederek müştereken yaygara koparılmasına sebep olmuştur. Bu aralıkta Rum efkârıyla belediyeyi memnûn edebilmek için meb’ûs doktor Tiris de işe müdahale ederek haksız ve mantıksız bir iddia uğruna vilâyeti hatta baş vekâleti taciz etmekten çekinmemiştir.
Bu iş üzerinde bu derece gürültü koparılmasına yegâne sebep de müftünün inat ve cehaleti yüzünden belediyeci çorbacılara alet olarak kullanılabilmesi olmuştur. Halen yapılmakta olan dükkânlar vakfa senede yetmiş bin drahmi gibi hatırı sayılır bir vâridât getirecektir. Müftü efendinin bunların yıkılmasına çalışması, bu belediyeci çorbacılarla birlik olarak güyâ şehre bir meydanlık lazım olduğu iddiasını takviye zımnında ta Mezâhib Nezâretine bile telgraf çekmek cür’etinde bulunması hem çok şâyân-ı teessüf, hem de Müslümanlıkla kabil-i te’lif değildir.
Dimetoka meselesi çok uzundur. Vakıf Heyetine karşı yapılmış olan haksız iddiaları cerh etmek ve heyetin de bazı ufak tefek kusurlarını saymak için gazetemizin hacmi müsait değildir. Edindiğimiz kanaati ancak kısa kısa fikir ve vakıâları zikr ederek efkâr-ı ûmumiyyeye arz idebiliyoruz.
Muhakkak olan işler şunlardır:
- Vakıf Heyeti’nin sû-i istimali yoktur.
- Vakıf Heyeti pek güzel çalışmış ve çalışmakta bulunmuş olup vakıf vâridâtını tezyid etmiştir.
- Cemaât Heyeti Dimetoka’da pek mükemmel hatta Rumların bile nazar-ı gıpta ile baktıkları altı sınıflı bir mektep yapabilmiştir.
- Vakıf Heyeti Cami-î Kebiri tamir ettirecektir. Ve parası vardır.
- Dimetoka Belediyesi, Dimetoka’da Türklerin azlığından istifade etmek isteyerek vakıfları imha etmeyi düşünmektedir.
Bu aralıkta cemaâtin de yegâne kusuru kanun bilgisizliği dolayısıyla belediyenin hücûmlarına gereği gibi göğüs gerememiş bulunmasıdır.
²
Evros Vilâyeti Türkleri unutulmuş bir halde bulunuyorlar. Biz bile bir gazeteci gibi yalnız oralardan aldığımız mektuplara istinaden vaziyeti anlayabiliyoruz. Her ne olursa olsun, bu da bizim için yarım bir iş sayılır. Bu yaz içinde fırsat el verirse Evros Vilâyetinde kısa bir seyahat yaparak ora ahvalini, gazetemizde tahsis edeceğimiz iki sütûn içinde olduğu gibi aks ettireceğiz.
Bu aralıkta şuraya bir nasihatçık sıkıştırmayı da faydadan hali bulmuyoruz. Bize mektup gönderen zevat partizanlığı ve garezi ortadan kaldırmalı. Daima ûmumi menfaâti göz önünde tutarak doğru malûmat vermeye çalışmalıdırlar. İşe yalan karıştırıldığı zaman er geç hakikatin anlaşılacağı nazar-ı itibardan uzak tutulmamalıdır. Bunun neticesi de bu hareketi yapanlara karşı mahcubiyet doğurmaktır.
Bazıları kendi hasis menfaâtleri için gerek gazeteleri ve gerekse mevkı’î sahibi zevâtı alet etmeğe çalışmakta, menafi-î milliye gibi mukaddes bir kelimenin arkasında onlara çalılık yazdırmaktadırlar. Avuç içi kadar dar olan Trakya’mızda her maksadın, her yalanın bir gün meydana çıkacağı muhakkaktır. Bu itibarla millet ümûriyle iştiğal etmeyi arzu edenlere veya bunu iş edinmiş olanlara gizli maksatlarla değil, ap-açık hareket etmelerini, hak ve hakikatten ayrılmamalarını tavsiye ederiz. Çünkü “gizli buğazayân, âşikâre buzağılar.
Osmanlıca’dan Çeviren:
Selahattin KESİT
Gümülcine - Komotini
